arama

    Film İncelemesi Serisi: Parasite

    • paylaş
    • paylaş
    • paylaş
    • paylaş
    • Mustafa Mert Yılmazyurt
    • Beğen
      Loading...

    Dikkat! Okuyacağınız yazı Parasite filmi hakkında SPOILER içerebilir…

    14-25 Mayıs 2019 tarihleri arasında düzenlenen Cannes Film Festivalinde gösterimi sonrası 8 dakika boyunca sürecek bir şekilde ayakta alkışlanmasının ardından “Palme d’Or” ödülünü kazanmasının üzerinden yaklaşık 10 ay geçti. Ve bugün Akademi ödüllerinde benzer bir başarıyı göstererek “En İyi Film” kategorisi dahil 4 farklı dalda ödüle kavuşmasının üzerinden çok vakit geçmedi. İki büyük ödül töreninde de bunu başaran ilk “Kore” filmi olmasına ek olarak Akademi de bu tarihi başarıyı gösteren ilk “Yabancı Dilde Film”. Tabi filmin yönetmeni ve senaristi Bong Joon-Ho’ya göre durum farklı. Birçok röportajında, verdiği demeçte sinemanın evrenselliği ve dilin çokluğunun bunun önünde engel olmaması gerektiğini belirtmiştir. Özellikle Bafta ödül töreninde söylediği, “Ne zaman ki altyazıların oluşturduğu 1 inçlik bariyeri atlatacaksınız, o zaman bunun gibi daha birçok filme kavuşacaksınız.” Sözü kendi adıma da kulaklarıma küpe olması gereken en güzel sözlerden biri, öyle ki sinema bizim bildiğimizden aslında çok daha öte…

    Parasite filmi, finansal anlamda durumu iyi olmayan “Kim” ailesinin, oldukça zengin ve varlıklı bir aile olan “Park” ailesinin yanında kendilerini işlerinin ehli, profesyonel kişiler olarak göstererek çalışmalarını konu ediniyor. Herhangi bir tür yakıştırmasının yapılması zor olan bir film özelliği taşırken, film kara komediye sık sık başvururken, dikkat çektiği konular arasında toplumdaki sınıflandırmalar, statü farkları ve materyalizm yer alıyor. Bong Joon-Ho’ya göre filmin başrollerinden Choi Woo-Sik’in oynadığı Kim Ki-Woo karakterinin “özel öğretmen” olarak seçilmesinin sebeplerinden biri maalesef toplumun statü anlamında farklı ucundaki iki ailenin yollarının kesişmesi ancak böyle bir iş tanımı ile gerçekleşebilirmiş.

    Açılış sahnesi, film de yer alan ailelere yönelik önemli bir detay. Kim ailesinin yaşadığı daire Kore’de genel olarak durumu iyi olmayan ailelerin yaşadığı “Yarı-Bodrum” tip bir daire. Gelirlerini yalnızca bir pizza restoranın kutularını katlayarak sağlayan ailenin dışarıya bakabildikleri tek pencere, bir bodrum penceresi. Ancak tam tersi pozisyonda Park ailesinin yaşadığı ev özel olarak dizayn edilmiş olup büyük pencereleri, kocaman bir bahçesi olan lüks bir malikane. Filmin ilerlemesi ile Kim ailesi kendilerini bir anlamda küçük görürken yaşanan kırıcı nokta ile bu sefer kendilerini üstün nokta da görmeye başlarlar ve içinden kaçınılamaz olaylara doğru ilerler film.

    Filmin başında olan bir diğer önemli detay ise Kim Ki-Woo’nun kendisine Park ailesinde özel öğretmen olarak çalışmasını teklif eden “üst sınıftan” gelen arkadaşının aileye hediye ettiği “Mucize Taşı” isimlendirilen bir “Peyzaj Taşı”. Aslında Joon-Ho’ya göre bu sahne çok normal bir sahne değilmiş çünkü genelde aileler bu taşı birbirlerine hediye etmezmiş. Taşın ona sahip olan aileye zenginlik getireceğine inanılırmış. Bu sebeple yoksul aileye bir tane bu taşlardan getirmiş. Taşın aileye girmesi ile ilk olarak Ki-Woo özel öğretmen olarak Park ailesinde bir takım evraklar da oynayarak iş bulur. Daha sonra, kardeşi Ki-Jung için Park ailesinin küçük oğluna resim dersi verilmesi adına aynı prosedürle iş bulur. Sanki taş tüm işleri yerine koymuş gibi gözükse de bir sure sonra önü alınamayan olumsuzluklar silsilesine yol açar. Choi Woo-Sik’e göre taşın etkisi:

    “Bana göre taş ailenin her şeyin bir an önce olmasına duyduğu arzuyu temsil ediyor. Çünkü gitgide işin içine sahteciliği sokmuşlardı daha yüksek bir seviyeye atlamak için.”

    Gerçekten de ilk olarak babayı daha sonra anneyi türlü entrikalar ile eve şoför ve ev hizmetçisi alırken aile sınırları zorlayarak planlı programlı bir şekilde özellikle de evin hizmetçisinin şeftaliye olan alerjisini alet edinerek işlerinden ediyordu. Özellikle bu sahne muhteşem bir montaj harikası bana kalırsa. 5 dakika süren sahne tam 60 ayrı kareden oluşurken ve birbirinden farklı tempolar ile gerçekleşirken her biri birbirini önceden ima edecek şekilde gerçekleşiyor. Bu sahneyi uzun uzun anlatmak yerine benim favori sinema kanallarımdan Nerdwriter1’in “Parasite’s Perfect Montage” isimli YouTube videosunu izlemenizi tavsiye ederim. Aynı şekilde yönetmenin kendi anlatımı ile “How Parasite handles a ‘Mission: Impossible’ Moment”.

    Ancak video da bahsedildiği gibi gerçekleştirilen kusursuz plan aslında sanıldığı kadar da kusursuz değildir. Bu nokta da yönetmen başta bahsettiğim “Mucize Taşı” ve “Yarı-Bodrum Dairesi” gibi birçok başka metafor ile başta bahsettiğim metaforlara başvurarak filmin gidişatını bir anda değiştiriyor ve onca komedi yerine korku, şaşkınlık ve sonunda üzüntüye bırakıyor. Yönetmene göre, tıpkı hayatın gerçeklerine karşı koşarken hissettirdiği gibi…

    Bunlardan ilki “Hamam böcekleri”. Park ailesinin kamp yapmaya gittiği sırada evi kendilerine mesken edinip köpük banyosu yaparken, zil zurna sarhoş olup eğlenirken Kim ailesi, baba Ki-Taek; “Şimdi burada yaşamıyor muyuz? Oturma odasında oturmuş içkimizi içiyoruz.” Derken, anne Chung-Sook “Doğru, şimdi burada yaşıyoruz. Ancak, Bay Park’ın şu an kapıdan girdiğini düşün… O zaman ne yapardın? Hamam böceği gibi kaçar ve saklanırdın. Hani bizim evde ışıkları açınca hamam böcekleri hemen kaçacak delik arıyor ya, işte biz de öyle yaparız.” Şeklinde karşılık veriyor. Ve birkaç sahne sonra kendilerini oturma odasının masasının altında saklanmış bir şekilde buluyoruz.

    İkinci olarak, “Cep Telefonu ve Şeftali”. Filmin özellikle fizikselleştiği bölümlerde bir “Cep Telefonu”nun hatta bir “Şeftali”nin dahi nasıl silah şeklinde kullanılabileceğine tanık olmak hayret verici. Özellikle cep telefonu günümüz de yaşadığımız hayatlarımızda kapladığı yere dikkat çekildiği zaman belki de en korkutucu silahlardan biri. Şeftali ise Joon-Ho’nun bir anısına dayanmak da. Kolejde olduğu dönemde, arkadaşları ile gittiği bir kampta bir arkadaşının şeftaliye olan alerjisi sebebi ile bir şaka sonucu yaşadığı ataktan etkilendiğini söylüyor.

    Üçüncü olan ise, “Koku”. Filmin en üzücü noktası olmak ile beraber belki de en büyük kırılma noktasının hareketlendirdiği nokta olan koku aslında film boyunca da gerçek anlamda aileleri birbirinden ayıran nokta oluyor. İlk olarak buna evin küçük oğlunun fark etmesi ve tüm çalışanların birbirleri ile aynı şekilde koktuklarını söylemesi ile şahit oluyoruz tabi bu sırada bunun foyalarının ortaya çıkmasına sebep olacak şekilde yorumluyoruz. Ancak, kahve masasının altına saklandıkları sırada Park’ın konuşmaları ile tartışmaya açık gerçek yüzümüze adeta bir tokat gibi vuruyor. Park, “Arabanın içine yayılan o kokuyu nasıl tarif etsem ki? Turp kokusu desem… Yok değil. Bezi kaynattığında çıkan koku var ya, işte öyle kokuyor. Ama o koku yok mu? Ta arka koltuğa kadar geliyor. O kokuyu bazen metroda da alıyorsun.” Şeklinde karısına evin salonunda söylerken ve Bay Kim tüm bunlara şahit olur çocuklarının yanında şahit olur, kazağını burnuna getirir ve kendini koklar…

    Son olarak, “Evin Su Basması”. Bir şekilde yakalanmadan malikâneden çıktıktan sonra apar topar evden çıkarken ve kendilerini sorgularken yağan yağmur sonucu evlerinin su bastığını fark eder Kim ailesi. Bu bir anlamda içine düştükleri durumu ve içinden çıkılamaz hali simgeler bana kalırsa. Tüm sahne boyunca iki tane çok beğendiğim nokta ilk olarak film boyunca en başarılı karakter gelişimini sergileyen Ki-Jung’un lağım taşan klozetlerinin üzerinde ayaklarını kendine çekerek artık bıkkın bir şekilde sigarasını yakması ile, fizik kurallarına karşı çıkarak suyun altından çıkarak Ki-Woo’nun ellerine ulaşan “Mucize Taşı”.

    Aslında orijinal senaryoda böyle bir sahne olmamasına karşın aslında bir taştan ziyade köpükten yapılması sebebi ile olan olay sonrası yönetmen bunun kalmasına izin verir durumu daha iyi simgelediğini düşünerek. Hatta bunu takip eden sahnede Ki-Woo’nun geceyi diğer sel mağdurları ile geçirdikleri spor salonunda babasına taşın kendisini takip ettiğini hissettiğini söyler. Filmin başrolü Song Kang-Ho’ya göre taşın etkisi Ki-Woo’nun aynı taşla başının yarılması ile bittiğini söylese de bence aslında yine filmin sonunda kendi elleri ile taşı suya bırakması asıl nokta olmuştur.

    Bong Joon-Ho’ya göre filmin adının “Parasite(s)”, “Parazitler” olarak adlandırılması durumunda daha iyi karşılayacağını söylemiştir. Joon-Ho’nun filmlerinde genel olarak kimin iyi kimin kötü olduğunu belirsizleştirirken, nasıl o noktaya eriştiklerinin altını çizerken buluruz. Sadece Kim ailesi veya filmin ortalarında tanıştığımız diğer aile değil Park ailesi ve belki de en son gerçekleşen partideki diğer zenginlerde bir paraziti simgeler aslında bakıldığında. Bir bakıma, kendilerini gerçeklerden soyutlar bir durumdadırlar ve örneğin onların açısından kamplarının ertelenmesine sebep olan yağmur Kim ailesinin evlerinin harap olmasına neden olurken ertesi gün çocuklarının temalı doğum günlerine alışverişleri sırasında arkadaşına “Bugün hava çok güzel. Yağan yağmur tüm pisliği götürdü. Böylece kampı bahçe partisine takaslamış olduk.” Derken şoför koltuğundaki baba Kim sadece bir gece önce her şeylerini o yağan yağmur sonrası çıkan sel ile kaybetmiştir. Her ne kadar parasını verseler de çalıştırdıkları kesimin yaşam kalitesinden bir haber bir yaşam sürdürmektedirler. Her gün evinin merdivenlerinin basamaklarını çıkarken tek tek yanan lambalara olan duyarsızlık, hatta en son kriz anında dahi baba Park’ın kokuya takılır olması yorumsuz tabi olacakları hak edip etmediği tartışılır orası ayrı…

    Filmin belki de en üzücü kısmı babasına çok çalışıp o evi alacağını söylerken Ki-Woo, ona sadece (Filmde birçok kez sınıfsal ayrımcılığı simgeleyen unsurlardan biri.) kapalı kaldığı zindanın merdivenlerinden çıkmasını söylüyor ve izleyiciye “Acaba ?” diye sorgulatıyor ancak yine gerçeğin karanlık yüzü bir kere daha karşımıza çıkıyor…

    Yazıma Bong Joon-Ho’nun bu sözleri ile son vermek isterim:

    “Birlikte aynı alanda yaşamak, farklı yaşam koşullarından gelen insanlar için kolay değildir. Bu üzgün ve yorgun dünyada, ortak yaşama bağlı insani ilişkiler maalesef tutunamamakta ve bir grup hep parazitsel bir ilişkiye sürüklenir diğeri ile. Kim düşkün, yaşam için bir aileye parmağını doğrultup onlara parazitler diyebilir ki? Hiç kimse başlangıçta böyle değildi ki. Onlar bizim, bu uçurumun kenarına itelenmiş komşularımız, arkadaşlarımız ve çalışma arkadaşlarımız. Bu film; palyaçoların olmadığı bir komedi, düşmanların olmadığı bir trajedi ve tüm bunların etkide bulunduğu bir şiddetli bir karmaşa. Hepiniz bu durdurulamaz vahşet dolu trajikomediye davetlisiniz.”

    Edit: Bong Joon-Ho’nun “En İyi Yönetmen” ödülünü alırken yaptığı, herkesin kalbine dokunan konuşmayı da sizlere sunmak isterim. İyi seyirler…

    Daha fazla film incelemeleri için sitemize abone olabilir ve sosyal medya kanallarımızdan bizleri takip edebilirsiniz.

    editörün seçtikleri EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ